Fetal Girişim Nedir?
Fetal girişim, anne karnındaki bebeğe (fetüse) doğum öncesinde uygulanan tanısal ve tedavi amaçlı tüm invaziv işlemlerin genel adıdır. Perinatoloji (anne-fetüs tıbbı) alanının en ileri uygulamalarından biri olan fetal girişimler, bebeğin yaşam kalitesini artırmak, olası komplikasyonları önlemek ve bazı durumlarda bebeğin hayatını kurtarmak amacıyla gerçekleştirilir. Bu işlemler, yüksek düzeyde uzmanlık ve deneyim gerektiren prosedürler olup yalnızca perinatoloji uzmanları tarafından uygulanmalıdır.
Fetal girişimler, ultrasonografi (USG) teknolojisindeki gelişmeler sayesinde son otuz yılda büyük bir ivme kazanmıştır. Günümüzde yüksek çözünürlüklü ultrasonografi, Doppler incelemeler ve fetoskopi gibi ileri görüntüleme yöntemleri eşliğinde, anne karnındaki bebeğe güvenli bir şekilde müdahale etmek mümkün hale gelmiştir. Riskli gebelik takibi sürecinde saptanan bazı anomaliler ve komplikasyonlar, fetal girişim yoluyla doğum öncesinde tedavi edilebilir.
Fetal girişimlerin uygulandığı başlıca durumlar şunlardır:
- Amnion sıvısı bozuklukları: Oligohidramnios (sıvı azlığı) veya polihidramnios (sıvı fazlalığı)
- Fetal anemi: Rh uyuşmazlığı veya enfeksiyon kaynaklı kansızlık
- Genetik ve metabolik hastalıkların tanısı: Fetal doku biyopsileri
- Çoğul gebelik komplikasyonları: Multifetal redüksiyon, selektif fetosit
- Yapısal anomaliler: Konjenital diyafragma hernisi, miyelomeningosel gibi durumların cerrahi tedavisi
- İkizden ikize transfüzyon sendromu (TTTS): Lazer koagülasyon tedavisi
Fetal girişim kararı her zaman multidisipliner bir ekip tarafından, anne ve bebeğin risk-yarar dengesi gözetilerek verilir. İşlem öncesinde ailelere ayrıntılı bilgilendirme yapılarak onam (rıza) alınması medikolegal ve etik açıdan zorunludur.
Amnioinfüzyon (Amnion Sıvısı Ekleme)
Bebek anne karnında amnion sıvısı adı verilen koruyucu bir sıvı içinde gelişimini sürdürür. Bu sıvı, bebeğin hareketlerini kolaylaştırır, akciğer gelişimini destekler, sıcaklık dengesini korur ve dış travmalara karşı tampon görevi görür. Çeşitli nedenlerle amnion sıvısının ciddi düzeyde azalması durumuna oligohidramnios denir. Amnioinfüzyon, dışarıdan amnion boşluğuna sıvı ekleme işlemidir ve perinatoloji pratiğinde sıklıkla başvurulan fetal girişimlerden biridir.
Amnioinfüzyon işlemi, ultrasonografi eşliğinde steril koşullarda gerçekleştirilir. Anne karnından (transabdominal yol) veya rahim ağzından (transservikal yol) ince bir iğne ile amnion boşluğuna ulaşılır ve izotonik serum fizyolojik ya da Ringer laktat solüsyonu yavaş yavaş enjekte edilir. İşlem genellikle 20-30 dakika sürer ve lokal anestezi altında yapılır.
Amnioinfüzyon endikasyonları (uygulama nedenleri):
- Erken gebelik haftalarında şiddetli oligohidramnios: Bebeğin suyunun ciddi düzeyde azalması durumunda detaylı ultrasonografik incelemeyi kolaylaştırmak ve olası anomalileri saptamak amacıyla uygulanır
- Mekonyum aspirasyonunun önlenmesi: Doğum eylemi sırasında bebek, mekonyum (ilk dışkı) ile kirlenmiş amnion sıvısını aspire edebilir. Sıvı eklenerek mekonyumun seyreltilmesi sağlanır
- Korioamniyonit (amnion sıvısı ve zarlarının enfeksiyonu): Gerekli durumlarda antibiyotik içerikli sıvı eklenerek enfeksiyonun kontrol altına alınması hedeflenir
- Göbek kordonu basısının azaltılması: Düşük amnion sıvısı nedeniyle kordonun sıkışması riskini azaltmak için uygulanır
Amnioinfüzyonun riskleri arasında enfeksiyon, erken membran rüptürü (EMR), uterus kontraksiyonları ve çok nadir durumlarda plasenta dekolmanı sayılabilir. Ancak deneyimli ellerde komplikasyon oranları oldukça düşüktür. İşlem sonrası anne ve bebek yakın takibe alınır; kardiyotokografi (NST) ve ultrasonografi ile izlem sürdürülür.
Amnioredüksiyon (Amnion Sıvısı Çekme)
Amnion sıvısının normalden fazla olması durumuna polihidramnios denir. Polihidramnios; bebeğin yutkunma bozuklukları, sinir sistemi anomalileri, gastrointestinal sistem tıkanıklıkları, diyabet veya ikizden ikize transfüzyon sendromu (TTTS) gibi birçok nedene bağlı olarak gelişebilir. Aşırı amnion sıvısı birikimi anneyi ve bebeği ciddi komplikasyon riskiyle karşı karşıya bırakır: erken doğum, solunum güçlüğü, göbek kordonu sarkması (prolapsus) ve plasenta dekolmanı bunların başında gelir.
Amnioredüksiyon, polihidramnios tedavisinde kullanılan bir fetal girişimdir. Ultrasonografi rehberliğinde amnion boşluğuna ince bir iğne yerleştirilir ve fazla sıvı yavaş yavaş boşaltılır. Her seansta genellikle 500-1500 ml sıvı çekilir. Sıvının hızlı boşaltılması uterus kontraksiyonlarını tetikleyebileceğinden, işlem kontrollü bir hızda gerçekleştirilir. Bazı gebeliklerde amnioredüksiyonun birkaç kez tekrarlanması gerekebilir.
Amnioredüksiyonun riskleri:
- PPROM (Preterm Prematür Membran Rüptürü): Zarların erken yırtılması en sık görülen komplikasyondur
- Enfeksiyon (korioamniyonit): İğne girişi enfeksiyon riski oluşturabilir; bu nedenle steril teknik kritik öneme sahiptir
- Plasenta dekolmanı (abruptio plasenta): Amnion sıvısının hızlı boşaltılması sonucu plasenta erken ayrılabilir
- Uterus kontraksiyonları ve erken doğum tehdidi: Sıvının çekilmesiyle birlikte rahim kasılmaları başlayabilir
- Fetal bradikardi: İşlem sırasında geçici kalp hızı düşüşü gözlenebilir
Amnioredüksiyon kararı, polihidramniosun derecesine, gebelik haftasına ve altta yatan nedene göre verilir. İşlem sonrası düzenli gebelik takibi yapılarak amnion sıvı miktarı kontrol edilir.
Fetal Kan Transfüzyonu (İntrauterin Transfüzyon)
İntrauterin fetal kan transfüzyonu, anne karnındaki bebeğe kan verilmesi işlemidir ve perinatoloji alanının en önemli tedavi yöntemlerinden biridir. Bebekte ciddi anemi (kansızlık) saptandığında, doğum öncesinde yapılacak kan transfüzyonu hayat kurtarıcı olabilir. İşlem, kordosentez tekniği ile ultrasonografi eşliğinde göbek kordonundaki damara (umbilikal ven) girilerek gerçekleştirilir.
İntrauterin transfüzyon endikasyonları:
- Rh alloimmünizasyonu (Rh uyuşmazlığı): En sık karşılaşılan endikasyondur. Rh negatif annenin, Rh pozitif bebeğe karşı antikor üretmesi sonucu bebeğin kırmızı kan hücreleri parçalanır ve ciddi anemi gelişir. Bu durum eritroblastozis fetalis veya hemolitik hastalık olarak bilinir
- İntrauterin enfeksiyonlar: Parvovirüs B19 (beşinci hastalık) gibi enfeksiyonlar fetal kemik iliğini baskılayarak ciddi anemiye neden olabilir
- Fetal trombositopeni: Bebeğin trombosit (kan pulcuğu) sayısının düşük olduğu durumlarda trombosit süspansiyonu verilebilir
- Fetomaternal hemoraji: Bebeğin kanının anneye geçmesi sonucu oluşan fetal kan kaybı
- Alfa talasemi major: Ciddi hemoglobin bozukluklarına bağlı fetal anemi
İşlem tekniği: Ultrasonografi rehberliğinde ince bir iğne anne karnından geçirilerek göbek kordonunun plasentaya yapışma yerine (kord insersiyonu) veya serbest kordon ansına yönlendirilir. Öncelikle bebeğin kanı alınarak hemoglobin düzeyi ve hematokrit değeri belirlenir. Ardından bebeğin tahmini ağırlığına ve anemi derecesine göre hesaplanan miktarda, O Rh negatif, irradye edilmiş ve lökositi azaltılmış eritrosit süspansiyonu yavaşça verilir. Transfüzyon sırasında bebeğin kalp atışları sürekli izlenir.
İntrauterin transfüzyon başarı oranı deneyimli merkezlerde %90'ın üzerindedir. Komplikasyonlar arasında fetal bradikardi, kordon hematomu, enfeksiyon ve çok nadir olarak gebelik kaybı sayılabilir. Ciddi Rh uyuşmazlığı olgularında bebeğin doğumuna kadar birden fazla transfüzyon seansı gerekebilir.
Fetal Doku Biyopsileri
Bazı genetik ve metabolik hastalıkların kesin tanısı için amniyosentez veya kordosentez ile elde edilen örnekler yeterli olmayabilir. Bu durumlarda bebeğin belirli dokularından biyopsi alınması gerekir. Fetal doku biyopsileri, ultrasonografi eşliğinde özel biyopsi iğneleri kullanılarak gerçekleştirilir ve genellikle ikinci trimesterde (16-22. haftalar) uygulanır.
Fetal Cilt Biyopsisi
Fetal cilt biyopsisi, kalıtsal deri hastalıklarının doğum öncesi tanısında kullanılan bir yöntemdir. Konjenital büllöz epidermolizis, iktiyozis (balık pulu hastalığı) ve çeşitli keratinizasyon bozuklukları gibi ciddi deri hastalıklarının prenatal tanısında faydalıdır. İşlem sırasında ultrasonografi eşliğinde 16-18 gauge iğne içinden 20 gauge biyopsi forsepsi ilerletilir. Genellikle bebeğin kafa derisi, sırt veya kalça bölgesinden birden fazla küçük doku örneği alınır. Biyopsi alınan bölgeler hızla iyileşir ve kalıcı iz bırakmaz. Elde edilen doku örnekleri, elektron mikroskopisi ve immünofloresan boyama teknikleri ile incelenerek tanı konulur.
Fetal Karaciğer Biyopsisi
Fetal karaciğer biyopsisi, enzim analizi gerektiren kalıtsal metabolizma hastalıklarının prenatal tanısında kullanılır. Glikojen depo hastalıkları, üre döngüsü bozuklukları, bazı organik asidemiler ve ornitin transkarbamilaz eksikliği gibi hastalıklarda karaciğer doku örneklemesi gerekebilir. Ultrasonografi rehberliğinde özel biyopsi iğnesi ile anne karnından girilerek bebeğin karın bölgesinin sağ tarafından karaciğere ulaşılır ve doku örneği alınır. Alınan örnekte enzim düzeyleri ölçülerek hastalığın varlığı doğrulanır.
Fetal Kas Biyopsisi (Duchenne Musküler Distrofi)
Fetal kas biyopsisi, nöromüsküler hastalıkların prenatal tanısında başvurulan bir yöntemdir. En sık endikasyon Duchenne musküler distrofi (DMD) şüphesidir. DMD, X kromozomuna bağlı resesif kalıtılan ve distrofin genindeki mutasyonlardan kaynaklanan ilerleyici bir kas hastalığıdır. Günümüzde DNA analizi ile tanı çoğu olguda mümkün olsa da, bazı atipik mutasyonlarda kas biyopsisi gerekebilir. Ultrasonografi eşliğinde özel bir biyopsi tabancası kullanılarak bebeğin kalça veya uyluk kaslarından doku örneği alınır. İmmünohistokimyasal yöntemlerle distrofin proteininin varlığı araştırılır. Riskleri arasında fetal kanama, sinir hasarı ve nadir durumlarda gebelik kaybı sayılabilir.
Multifetal Gebelik Redüksiyonu
Multifetal gebelik redüksiyonu, çoğul gebeliklerde fetüs sayısını azaltarak kalan bebeklerin yaşam şansını artırmayı amaçlayan bir fetal girişimdir. Özellikle yardımcı üreme teknikleri (tüp bebek) sonrasında oluşan üçüz, dördüz veya daha fazla sayıda çoğul gebeliklerde uygulanır. Yüksek sayıda çoğul gebeliklerin erken doğum, düşük doğum ağırlığı, preeklampsi ve serebral palsi gibi ciddi komplikasyonlarla ilişkili olduğu bilinmektedir.
Redüksiyon işlemi genellikle 11-14. gebelik haftaları arasında gerçekleştirilir. Bu zaman aralığı, birinci trimester taramasının tamamlanmış olması ve kromozomal anomalilerin değerlendirilmiş olması açısından idealdir. İşlem öncesinde tüm fetüsler ayrıntılı ultrasonografik incelemeden geçirilir; ense saydamlığı (NT) ölçümü, anatomik değerlendirme ve gerekirse noninvaziv prenatal test (NIPT) sonuçları değerlendirilerek en sağlıklı fetüsler belirlenir.
İşlem tekniği: Transabdominal (karından) yaklaşımla, ultrasonografi eşliğinde ince bir iğne hedef fetüsün kalbine yönlendirilir ve potasyum klorür (KCl) enjekte edilir. Bu madde, kalp kasının kasılmasını durdurarak fetüsün yaşamını sonlandırır. İşlem genellikle birkaç dakika sürer ve anne için lokal anestezi yeterlidir. Transservikal (rahim ağzından) ve transvajinal (vajinal) yaklaşımlar da uygulanabilir, ancak transabdominal yol en yaygın tercih edilen yöntemdir.
Multifetal redüksiyonun riskleri:
- İşleme bağlı tüm gebeliğin kaybı riski yaklaşık %5 düzeyindedir
- Vajinal kanama ve enfeksiyon görülebilir
- Erken doğum riski mevcuttur ancak çoğul gebeliğin devam etmesine kıyasla risk daha düşüktür
- Psikolojik etkilenme ve etik kaygılar aile ile ayrıntılı şekilde paylaşılmalıdır
Multifetal gebelik redüksiyonu, etik ve psikolojik boyutları da olan bir işlemdir. Aileye kapsamlı danışmanlık verilerek risklerin, faydaların ve alternatiflerin tüm boyutlarıyla anlatılması büyük önem taşır.
Selektif Fetosit
Selektif fetosit, çoğul gebeliklerde anomalili fetüsün yaşamına son verilmesi işlemidir. İkiz veya daha çoğul gebeliklerde bir fetüste yaşamla bağdaşmayan veya ciddi sakatlığa yol açacak bir anomali saptandığında, sağlıklı fetüs(ler)in korunması amacıyla uygulanır. Bu durum hem tıbbi hem de etik açıdan son derece hassas bir karar sürecini gerektirir.
Selektif fetositin endikasyonları:
- Bir fetüste kromozomal anomali (trizomi 13, trizomi 18 gibi) saptanması
- Bir fetüste ciddi yapısal anomali (anensefali, bilateral renal agenezi gibi yaşamla bağdaşmayan durumlar)
- Bir fetüsün varlığının diğer sağlıklı fetüs(ler) için risk oluşturması
- Diskordant ikiz olgularında ciddi büyüme geriliği ile birlikte anomali varlığı
Uygulama teknikleri arasında intrakardiyak potasyum klorür (KCl) enjeksiyonu en yaygın kabul gören yöntemdir. Bunun dışında fetal kalbi ponksiyon ile kansız bırakma, kalsiyum glukonat enjeksiyonu, fetoskopi eşliğinde göbek kordonundan hava embolizasyonu ve bipolar kord koagülasyonu gibi teknikler de uygulanabilir. Monokoryonik ikiz gebeliklerde (ortak plasenta) damar bağlantıları nedeniyle KCl enjeksiyonu yapılamaz; bu durumda kordon oklüzyonu veya radyofrekans ablasyon gibi yöntemler tercih edilir.
Selektif fetosit işlemi sonrası tüm gebeliğin kaybedilme riski, gebelik haftasına ve uygulanan tekniğe bağlı olarak %5-10 arasında değişir. İşlem sonrası anne yakın takibe alınır ve düzenli ultrasonografi kontrolleri yapılır.
Fetal Cerrahi (Açık ve Fetoskopik)
Fetal cerrahi, anne karnındaki bebeğin belirli yapısal anomalilerinin doğum öncesinde cerrahi yolla düzeltilmesini hedefleyen ileri düzey bir tedavi yaklaşımıdır. Son yirmi yılda fetoskopi ve minimal invaziv cerrahi tekniklerindeki gelişmeler sayesinde fetal cerrahi, seçilmiş olgularda standart tedavi haline gelmiştir.
Fetoskopi, ince bir endoskop (fetoskop) ile amnion boşluğuna girilerek bebeğin doğrudan görüntülenmesi ve tedavi edilmesidir. Fetoskopik girişimler, açık fetal cerrahiye göre daha az invazivdir ve komplikasyon oranları daha düşüktür.
Başlıca fetal cerrahi uygulamaları:
1. İkizden İkize Transfüzyon Sendromu (TTTS) için Lazer Koagülasyon: Monokoryonik ikiz gebeliklerde plasenta üzerindeki damar bağlantıları nedeniyle bir ikizden (donör) diğerine (alıcı) dengesiz kan geçişi olur. Fetoskopik lazer koagülasyon ile bu anormal damar bağlantıları kapatılır. TTTS tedavisinde altın standart yöntem olarak kabul edilen bu işlemde, fetoskop amnion boşluğuna yerleştirilir ve lazer fiber ile anormal anastomozlar tek tek koagüle edilir. Başarı oranı en az bir bebeğin sağ kalması açısından %80-90 düzeyindedir.
2. Konjenital Diyafragma Hernisi (CDH) Tedavisi: Diyafragmadaki açıklıktan karın organlarının göğüs boşluğuna herniye olması durumunda akciğer gelişimi ciddi şekilde bozulur. Fetoskopik trakeal oklüzyon (FETO) yöntemiyle bebeğin soluk borusuna (trakea) küçük bir balon yerleştirilerek akciğer sıvısının birikmesi ve akciğerin genişlemesi sağlanır. Doğuma yakın bu balon çıkarılır veya doğum sırasında EXIT (Ex Utero Intrapartum Treatment) prosedürü uygulanır.
3. Miyelomeningosel (Açık Spina Bifida) Onarımı: Omuriliğin gelişim sırasında kapanmaması sonucu oluşan miyelomeningosel, doğum öncesinde onarılabilir. Doğum öncesi onarımın, doğum sonrası onarıma kıyasla hidrosefali riskini azalttığı ve motor fonksiyonları iyileştirdiği bilimsel çalışmalarla gösterilmiştir. Açık fetal cerrahi veya fetoskopik teknikle gerçekleştirilebilir.
4. Diğer Fetoskopik Girişimler:
- Posterior üretral valv ablasyonu: Alt üriner sistem tıkanıklığında mesaneden amnion boşluğuna şant yerleştirilmesi veya valvın lazer ile açılması
- Amniyotik bant sendromu tedavisi: Fetüsün ekstremitelerini saran bantların fetoskopik olarak kesilmesi
- Sakrokoksigeal teratom: Büyük tümörlerde vaskülarizasyonun azaltılması amacıyla lazer koagülasyon
- Fetal kardiyak girişimler: Kritik aort veya pulmoner stenozda balon valvüloplasti
Açık fetal cerrahi, rahmin cerrahi olarak açılarak bebeğe doğrudan müdahale edilmesini gerektirir. Daha invaziv olması nedeniyle günümüzde yalnızca fetoskopik yaklaşımın yeterli olmadığı özel olgularda tercih edilmektedir. Açık cerrahinin riskleri arasında erken doğum, uterus rüptürü, plasenta dekolmanı ve maternal morbidite sayılabilir. Minimal invaziv fetoskopik yaklaşımlar, bu riskleri önemli ölçüde azaltmaktadır.
Prof. Dr. Aydan Biri'nin Fetal Girişim Yaklaşımı
Prof. Dr. Aydan Biri, 35 yılı aşkın perinatoloji deneyimi ile Türkiye'nin önde gelen perinatoloji uzmanlarından biridir. Perinatoloji alanındaki kapsamlı bilgi birikimi ve klinik tecrübesiyle, fetal girişim gerektiren olguların değerlendirilmesinde ve yönetiminde üst düzey uzmanlık sunmaktadır.
Prof. Dr. Biri'nin fetal girişim yaklaşımının temel ilkeleri şunlardır:
- Multidisipliner ekip çalışması: Fetal girişim kararları; perinatoloji uzmanı, pediatrik cerrah, neonatolog, genetik uzmanı ve psikolog gibi farklı disiplinlerden uzmanların bir araya gelerek oluşturduğu konsey kararıyla verilir
- Kanıta dayalı tıp: Tüm fetal girişim kararlarında güncel bilimsel kanıtlar ve uluslararası kılavuzlar esas alınır
- Aile merkezli yaklaşım: Ailelere her aşamada ayrıntılı bilgilendirme yapılır; riskler, faydalar ve alternatif seçenekler açıkça paylaşılır
- Bireyselleştirilmiş tedavi planı: Her gebelik kendine özgüdür; tedavi kararları annenin ve bebeğin bireysel durumuna göre özelleştirilir
- İleri teknoloji kullanımı: Yüksek çözünürlüklü ultrasonografi, renkli Doppler, 3D/4D görüntüleme gibi ileri teknolojik donanımlarla doğru tanı ve güvenli girişim sağlanır
Ankara'da hizmet veren Prof. Dr. Aydan Biri, riskli gebelik takibi sürecinde fetal girişim gereksinimi olan hastaları titizlikle değerlendirir ve en uygun tedavi yaklaşımını belirler. Amniyosentez, kordosentez ve diğer invaziv prenatal tanı yöntemlerinde geniş deneyime sahiptir.
Sıkça Sorulan Sorular
1. Fetal girişim ne demektir ve hangi durumlarda uygulanır?
Fetal girişim, anne karnındaki bebeğe doğum öncesinde uygulanan tanısal veya tedavi amaçlı invaziv işlemlerin tümüne verilen addır. Amnion sıvısı bozuklukları, fetal anemi, genetik hastalıkların tanısı, çoğul gebelik komplikasyonları ve bazı yapısal anomalilerin tedavisi amacıyla uygulanır. Her fetal girişim kararı, anne ve bebeğin risk-yarar dengesi gözetilerek multidisipliner bir ekip tarafından verilir.
2. Fetal girişimler riskli midir? Anne ve bebek için ne gibi komplikasyonlar oluşabilir?
Her invaziv işlem gibi fetal girişimlerin de belirli riskleri vardır. Genel riskler arasında enfeksiyon, erken membran rüptürü (suyun erken gelmesi), erken doğum tehdidi, kanama ve çok nadir durumlarda gebelik kaybı sayılabilir. Ancak deneyimli perinatoloji uzmanları tarafından uygun koşullarda gerçekleştirilen fetal girişimlerde komplikasyon oranları oldukça düşüktür. Her işlem öncesinde ailelere detaylı bilgi verilir.
3. İntrauterin kan transfüzyonu (anne karnında bebeğe kan verilmesi) nasıl yapılır?
İntrauterin transfüzyon, ultrasonografi eşliğinde anne karnından ince bir iğne ile bebeğin göbek kordonundaki damara (umbilikal ven) girilerek gerçekleştirilir. Öncesinde bebeğin kan değerleri ölçülür, ardından uygun miktarda hazırlanmış kan ürünü (O Rh negatif eritrosit süspansiyonu) yavaşça verilir. İşlem sırasında bebeğin kalp atışları sürekli izlenir. Genellikle 1-2 saat sürer.
4. Amnioinfüzyon ve amnioredüksiyon arasındaki fark nedir?
Amnioinfüzyon, amnion sıvısının azaldığı durumlarda (oligohidramnios) dışarıdan sıvı eklenmesidir. Amnioredüksiyon ise amnion sıvısının fazla olduğu durumlarda (polihidramnios) fazla sıvının çekilmesidir. İki işlem de ultrasonografi eşliğinde gerçekleştirilir ancak amaçları birbirinin tersidir.
5. Multifetal gebelik redüksiyonu hangi gebelik haftasında yapılır?
Multifetal gebelik redüksiyonu genellikle 11-14. gebelik haftaları arasında uygulanır. Bu dönem, birinci trimester tarama testlerinin tamamlanmış olması ve kromozomal anomali değerlendirmesinin yapılmış olması açısından idealdir. İşlem öncesinde tüm fetüsler detaylı ultrasonografik incelemeden geçirilerek en sağlıklı olanlar belirlenir.
6. İkizden ikize transfüzyon sendromu (TTTS) nasıl tedavi edilir?
TTTS tedavisinde altın standart yöntem fetoskopik lazer koagülasyondur. Fetoskop adı verilen ince bir endoskop amnion boşluğuna yerleştirilerek plasenta üzerindeki anormal damar bağlantıları lazer ile koagüle edilir. Bu işlem, iki ikiz arasındaki dengesiz kan geçişini durdurur. Başarı oranı deneyimli merkezlerde en az bir bebeğin sağ kalması açısından %80-90 düzeyindedir.
7. Fetal cerrahi ile hangi anomaliler doğum öncesinde tedavi edilebilir?
Günümüzde fetal cerrahi ile tedavi edilebilen anomaliler arasında miyelomeningosel (açık spina bifida), konjenital diyafragma hernisi, posterior üretral valv (alt üriner sistem tıkanıklığı), sakrokoksigeal teratom, amniyotik bant sendromu ve bazı fetal kardiyak anomaliler sayılabilir. Tedavi kararı, anomalinin ciddiyetine, gebelik haftasına ve merkezin deneyimine göre verilir.
8. Fetal doku biyopsisi bebeğe zarar verir mi?
Fetal doku biyopsisi, ultrasonografi eşliğinde özel iğneler kullanılarak gerçekleştirilir. Biyopsi alınan bölgeler (cilt, karaciğer, kas) genellikle hızla iyileşir. Ancak her invaziv işlem gibi fetal kanama, sinir hasarı ve nadir durumlarda gebelik kaybı gibi riskler mevcuttur. Bu nedenle biyopsi kararı, yalnızca kesin tanı için zorunlu olduğunda ve başka tanı yöntemi bulunmadığında verilir.
9. Selektif fetosit ne zaman ve neden uygulanır?
Selektif fetosit, çoğul gebeliklerde bir fetüste yaşamla bağdaşmayan veya ciddi sakatlığa yol açacak bir anomali saptandığında, sağlıklı fetüs(ler)in korunması amacıyla uygulanır. Karar, ayrıntılı genetik danışmanlık ve multidisipliner değerlendirme sonucunda aileyle birlikte verilir. En yaygın yöntem intrakardiyak potasyum klorür enjeksiyonudur.
10. Fetal girişim için hangi doktora başvurulmalıdır?
Fetal girişimler, perinatoloji (anne-fetüs tıbbı) uzmanları tarafından uygulanır. Perinatoloji, kadın hastalıkları ve doğum uzmanlığının bir üst ihtisas dalıdır. Fetal girişim gerektiren durumlarda, bu alanda deneyimli bir perinatoloji uzmanına başvurmak ve işlemin ileri donanıma sahip bir merkezde gerçekleştirilmesi büyük önem taşır.
